ÖZ
Amaç
Bu çalışma, pediatrik hastalarda kistik ekinokokkoz (KE) tanısında serolojik, klinik ve radyolojik bulguların retrospektif olarak değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada, serolojik test sonuçları ile klinik ve radyolojik bulgular arasındaki ilişkiler incelenmiştir.
Yöntemler
Ocak 2016 - Aralık 2023 tarihleri arasında hastanemizde KE ayırıcı tanısı için indirekt hemaglütinasyon (İHA) testi çalışılan 18 yaş altındaki 216 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edildi. Hastaların demografik verileri, klinik belirtileri, radyolojik görüntüleme sonuçları ve cerrahi durumları hastane bilgi yönetim sisteminden elde edildi. İHA testleri, üretici firmanın protokolüne uygun olarak ticari bir kit (Hydatidose, Fumouze Laboratoires, Fransa) kullanılarak çalışıldı. Test sonuçlarında ≥1/320 pozitif, 1/160 şüpheli ve <1/160 negatif olarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 23,0 yazılımı ile yapıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi.
Bulgular
Toplam 216 hastanın 40’ında (%18,5) klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguların birlikte değerlendirilmesiyle KE tanısı konuldu. Hastaların yaş ortalaması 11,92±4,14 yıl olup, %52,5’i erkekti. İHA testi 31 hastada (%77,5) pozitif (≥1/320), 9 hastada (%22,5) negatif (<1/320) olarak bulundu. Radyolojik görüntülemeler sonucunda hastaların %67,5’inde tek kist, %32,5’inde ise multikistik görünüm tespit edildi. Kistlerin en sık yerleşim bölgeleri karaciğer (%67,5), akciğer (%22,5), dalak (%7,5) ve beyin (%2,5) olarak saptandı. Hastaların %42,5’i opere edilmiş, %22,5’i cerrahi dışı takip edilmişti. Kist sayısı, kist yerleşim yeri ile İHA pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05).
Sonuç
Elde edilen veriler, KE tanısının doğru ve erken konulabilmesi için klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İHA testinin duyarlılığı değişkenlik gösterebildiğinden, negatif sonuçların kesin tanı için ek testlerle desteklenmesi önerilmektedir. Radyolojik görüntüleme yöntemleri, hastalığın lokalizasyonu açısından önemli bilgiler sunsa da, kist sayısı ve yerleşiminin klinik seyirle ilişkisi daha fazla araştırılmalıdır. Daha geniş hasta gruplarıyla yapılacak çalışmalar, tanısal süreçlerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.


